El espíritu de la colmena (1973) - Victor Erice 

sergenhayvani:

başka okullarda bu uygulama var mıydı bilmiyorum ama ben birinci sınıftayken sınıf öğretmenimiz okumayı sökenlere mavi önlüğün ön cebini kaplayacak kadar kocaman bir kurdele takardı. kurdelesi olanlar hiç çıkarmadan eğitim sisteminden aldıkları ilk madalyalarını gururla mavi önlüklerinde taşırlardı. erkeklere mavi kızlaraysa pembe kurdele verilirdi. Resmen minik çaplı bir cinsiyetçilik de aşılanıyordu. ben ve sınıfın yarısını oluşturan diğer “salak” arkadaşlarım sınıfın kurdelesizleriydik. kurdeleliler her zaman tertemiz önlüklerini giyer, diğer öğrencilerle aralarındaki boy farkını hesaba katmaksızın en ön sıralarda oturup, öğretmenle arkadaş gibi geçinip, derste her zaman parmaklarını ilk olarak onlar kaldırırdı. Biz kurdelesiz kesim ise arkalarda oturup, öğretmenden sürekli “salak, gerizekalı, eşek evladım” gibi hakaretler işiterek kurdelesiz başladığımız tahsil hayatımızı yoluna koymaya çalışırdık. kurdelelerin veriliş anları da çok heyecanlı geçerdi. öğretmen cuma günleri son saat tüm sınıfı kurdeleli ve kurdelesiz ayırt etmeksizin serbest bırakır ve “olduğunu” düşündüğü kurdelesiz öğrencileri yanına çağırır okuma yaptırırdı. eğer öğrenci okumayı başaramazsa ensesine öğretmenin eğitim ve şefkat dolu şaplağını yiyip “salak herif” ünvanıyla tüm sınıf kendisine bakarken sırasına doğru yola koyulurdu. eğer başarır da öğretmenin istediği şekilde okursa öğretmenin çantasından çıkardığı kurdele göğsüne takılı bir şekilde sınıftaki kurdelesizler kesiminden bir “üst” tabaka olan kurdelelilere terfi ederdi. benim kurdelem yoktu ve kendimi her zaman aptal hissederdim. benim kurdelem yoktu ve her zaman ailemin yüz karası olduğumu hissederdim. benim kurdelem yoktu ve her zaman geleceğimin hiç de parlak olmayacağını düşünürdüm. benim kurdelem yoktu ve kurdelesi olanları kıskanırdım. benim kurdelem yoktu ve kurdelesi olanlardan nefret ederdim

hiç unutmam yine okulun kaloriferleri yeterince yanmadığı için üşüdüğümüz bir cuma son dersiydi. öğretmen yine tüm sınıfı kendi haline bırakıp olduğunu düşündüğü öğrencileri sırayla çağırıp boktan bir hikaye kitabının bir sayfasını okutuyordu. sınıfta tek arkadaşım ya da bana yakın davranan tek kişi hastalanıp gelmediği için bu boş saatte cam kenarı bir sıraya tek başıma oturmak istemiştim. herkes arka sıralarda arkadaşlarıyla olduğu için tam öğretmenin önünde olan sıra boştu. oraya geçtim. dışarıda da yağmur olduğu için ne bir köpek geçiyordu ne de çocuklar. alnımı sıraya dayayıp kollarımla başımın etrafını çevrelemiştim. çok geçmeden öğretmenin yanına çağırdığı bütün öğrencilere aynı şeyi okuttuğunu fark ettim. önce kurdelesiz bir iki “salak herif”in okumaya çalışmasını dinledim. sonra da başarılıları sırayla dinledim. o kadar dikkatli dinlemiştim ki tüm sayfayı ezberlemiştim. ardından öğretmen beni yanına çağırdı. dersin bitmesine 2 elin parmağını geçmeyecek kadar dakika vardı. hocanın umutsuzca bana baktığını, sayfadaki bana pek bir şey ifade etmeyen harf yığınına baktım. ardından ezberimdeki hikayeyi aralarda kekeleyerek okumaya başladım. son kelimeyi de söyledikten sonra öğretmenle gözgöze geldim. bana baktı, ayağa kalktı, bir anda beni kendine çekerek sımsıkı sarıldı. bana sarılana kadar geçen sürede yalanım ortaya mı çıktı diye düşünerek ömrümün geri kalanına yetecek kadar korku yaşamıştım. sonra öğretmen o kahverengi çantasından mavi bir kurdeleyi önlüğümün ön cebine geçirdi. hiç inanamıyordum. bir gün kurdeleli olacağıma ihtimal dahi vermemiştim. hiç olmadığım kadar mutluydum. eve gidince evdeki herkese sırayla kurdelemi göstermiştim, önlüğümden çıkartıp evin en güzel yerinde yumuşak bir yastığın üzerine bırakmıştım. ama o akşam ben hiç rahat edememiştim. ben gerçekten okuma bilmiyordum ama yine de kurdelem vardı. herkesi ve hatta ilk anlarda kendimi bile kandırmıştım. o gece boyunca hiç uyumamıştım. yatağımın içinde içimdeki endişeyle sağa sola kıvranırken ağlamıştım hatta. ben okumayı tam sökememiştim. ama siktir et benim kurdelem vardı. eğitim sisteminden ve öğretmenimden vermesi gerekeni alamamıştım ama siktir et benim kurdelem vardı. siktir et lan kurdelen var senin gerisi tırı vırı gerisi boş laf. sınıftaki tek arkadaşıma öğretmen hala hakaret mi ediyor? siktir et lan benim kurdelem vardı. o gün tüm ahlakımı satıp sistemin tüm boktanlıklarına gözümü yumuşumun ilk günüydü. siktir et lan benim kurdelem vardı. benim ilkokuldayken dışlanmaktan bıktığım için söylediğim yalanı bugün herkesin söylediğini görüyorum. mantıksız sınav sistemi hayatımızı mı sikti? siktir et ben tıp okuyorum. eğitim sistemi ve dersler yalanlarla mı dolu? siktir et bu hoca herkese 100 veriyor. kazanabilmek için götümüzü yırttığımız sınavları bazıları hiç emek harcamadan soruları çalarak kazanıyor mu? siktir et bana 300 puan yeter. bu sistem bizi sadece para kazanma odaklı makineler haline getirip ideallerimizi ve hayallerimizi hiçe mi sayıyor? siktir et zaten ben okumayacam. bütün bozukluklarını bizim siktir etlerimiz üstüne kurmuş ve genç beyinleri zehirleyen bir eğitim sistemi mi var? siktir edin lan vallahi siktir edin.

(zengincirak gönderdi)

Sevmek Zamanı (1965) - Metin Erksan

La migliore offerta (2013) - Giuseppe Tornatore

koltukyayi:

                          Bir Genelev Kadını Ve…GirdiSırtında eski bir çeket vardıBir yerlerden sızmıştı sanki,  gün ışığı gibiydi,Sarışındı,Önce bir süre kapının önünde durdu,  durdu,Gölgelendi,  inceldi,  beni gördü.Pek önemsemedim.Baktı,  hiç konuşmadı.Oysa bir İsa tasviri gibi uçumluydu,  güzeldi.Yer gösterdim oturmadı.Bir sigara yaktım,  ona da verdim,Aldı.Sigarasını ben yaktım.Kısa bir gülümseme yürüdü dudaklarından,Benim dudaklarıma da geçti.Çocuklar gibi kızardım.Öteki kızlar gülüştüler.Ben kendimi sevdim,  güvendim,Saçlarımı düzelttim,  göğsümü biraz kapadım.Bana elini uzattı,  ellerimiz birbirine değdi.Sıcaktı,  inceydi,  kıskanırım anlatmaya bu eli.Ağır ağır odama çıktık.. 
Girdi.Açık pencereyi kapadım,Perdeyi çektim.Arkamı döndüm,  yavaş yavaş soyundum.Bileğimdeki saati çıkardım.Sigaramı söndürdüm.Tam o zaman…Zamanda değildi belki,Önce korkunç bir gözyaşı seli,Sonra alabildiğine bir kayalık.Kayaların üstünde bir kertenkele,Ardında bir ormanın uğultusu,Binlerce kanat sesi.Sağ elinde bir bıçak,Yok,  hayır bıçak da değildi.Vuran,  ezen,  öldüren bir el.Ve eller..Ve dişler…Kendimden geçtim…. Bir daha gelmedi,  hayır,  bir daha hiç gelmedi.Ama onunla ben,Ne zaman istedimse o zaman yattım…
                Edip Cansever

koltukyayi:

                          Bir Genelev Kadını Ve…
Girdi
Sırtında eski bir çeket vardı
Bir yerlerden sızmıştı sanki,  gün ışığı gibiydi,
Sarışındı,
Önce bir süre kapının önünde durdu,  durdu,
Gölgelendi,  inceldi,  beni gördü.
Pek önemsemedim.
Baktı,  hiç konuşmadı.
Oysa bir İsa tasviri gibi uçumluydu,  güzeldi.
Yer gösterdim oturmadı.
Bir sigara yaktım,  ona da verdim,
Aldı.
Sigarasını ben yaktım.
Kısa bir gülümseme yürüdü dudaklarından,
Benim dudaklarıma da geçti.
Çocuklar gibi kızardım.
Öteki kızlar gülüştüler.
Ben kendimi sevdim,  güvendim,
Saçlarımı düzelttim,  göğsümü biraz kapadım.
Bana elini uzattı,  ellerimiz birbirine değdi.
Sıcaktı,  inceydi,  kıskanırım anlatmaya bu eli.
Ağır ağır odama çıktık.. 

Girdi.
Açık pencereyi kapadım,
Perdeyi çektim.
Arkamı döndüm,  yavaş yavaş soyundum.
Bileğimdeki saati çıkardım.
Sigaramı söndürdüm.
Tam o zaman…
Zamanda değildi belki,
Önce korkunç bir gözyaşı seli,
Sonra alabildiğine bir kayalık.
Kayaların üstünde bir kertenkele,
Ardında bir ormanın uğultusu,
Binlerce kanat sesi.
Sağ elinde bir bıçak,
Yok,  hayır bıçak da değildi.
Vuran,  ezen,  öldüren bir el.
Ve eller..
Ve dişler…
Kendimden geçtim…. 

Bir daha gelmedi,  hayır,  bir daha hiç gelmedi.
Ama onunla ben,
Ne zaman istedimse o zaman yattım…

                Edip Cansever

Simón del desierto (1965)  - Luis Buñuel

Dersu Uzala (1975) - Akira Kurosawa

Ladri di Biciclette (1948) - Vittorio de Sica

Bande à part (1964) - Jean-Luc Godard

Andrei Tarkovsky - Nostalghia (1983)

Béla Tarr - A torinói ló (2011)

Sordum, evlatlık birilerine ihtiyaçları yokmuş

Sordum, evlatlık birilerine ihtiyaçları yokmuş

defteridivanimiz:

Yarım kalmış bir öykü..

  • Söz-Şiir; Fırat Kapucu 
  • Anlatıcı; Fırat Kapucu
  • Düzenleme; Metin Akyol
  • Müzik; Birsen Tezer (Delikanlım)

Yarım kalmış bir öyküdür bu.

Ağıdı yakılmamış bir ölüm..

Diyeti ödenmemiş günahların vebalidir boynumdaki.

Kul hakkıdır, yetim lokmasıdır, gelir durur boğazımda.

Ve siyah beyaz bir resimdir gördüğüm.

Gözlerimi her kapadığımda.

Şimdi..

Şimdi hangi hakime teslim etmeli bu yüreği.

Hangi cezaya razı gelmeli, hangi sürgüne gitmeli.

Hangi dar ağacında, hangi cellada canını teslim etmeli.

Sanır mısın ki senden sonra da yaşar bu beden?

Dilimde sana söylenecek bunca söz varken.

Sanır mısın ki senden sonra da yaşar bu beden..

Dedim ya, yarım kalmış bir öyküdür bu.

Tam ortasında terk edilmiş bir yaşam.

Kim bilir. Belki de bir şiir.

O son mısrası hiç yazılmayacak olan.

Hatıran yeter bana

Hatıran yeter bana

Sadri Alışık ve Turist Ömer arasındaki farklar

Sadri Alışık ve Turist Ömer arasındaki farklar